karmapolis

This is what you get when you mess with us

1 note

Metroseksüelin Ölümü

Kapitalizmin gözbebeği metroseksüeller yirminci yaş günlerinde kötü bir sürprizle karşı karşıya. Artık onların ve tüketim çılgınlıklarının yerini vücutlarına çılgınca tapan spornoseksüeller almak üzere.

1994. OJ Simpson beyaz Ford Bronco’su ile polisten kaçıyor, İngiltere ile Fransa’yı birbirine bağlayan Manş Tüneli görkemli bir törenle açılmış, Yonca Evcimik Türkiye’nin en seksi kadını, Kurt Cobain intihar etmiş (son iki maddenin bağlantısı halen araştırılıyor) ve IMDB fatihi The Shawshank Redemption yeni gösterime girmiş. Tam da bugünlerde İngiliz yazar ve gazeteci Mark Simpson hayatımıza yeni bir kelime sokuyor: Metroseksüel

O dönemde gazetelerin yaşam sayfalarını kimin metroseksüel olup olmadığı tartışmaları kaplamaya başlıyor, türkücüler teker teker metroseksüellik kuyruklarına girerken 90’ların sonlarında Şişli Belediye Başkanı olan Mustafa Sarıgül bu klasik röportaj sorusuna “Bana seksüel falan demeyin, ben Anadolu erkeğiyim.” diyerek cevap veriyor.

Şehirli, görünümüne özen gösteren, bakımı için para harcamaktan kaçınmayan ve alışveriş için vakit harcamaktan çekinmeyen bu erkek türünün ortaya çıkışının yirminci yılındaysa hayatımıza onun pabucunu dama atacak yepyeni bir kavram, spornoseksüel, giriyor.

Retroseksüel ve metroseksüel gibi spornoseksüelin de isim babası Mark Simpson. Spornoseksüel metroseksüelin daha uç bir versiyonu olarak tanımlanıyor; vücudunun güzelliği ve seksilik hayatının merkezi. Metroseksüeller aynaya koşup yüzlerindeki kırışıklıkları kontrol ededursun, onlar vakitlerini daha çok spor salonu aynalarında kendilerini seyredip ağırlık kaldırarak geçiriyor.

Tüketim düzeninin göz bebeği metroseksüellerin aksine spornoseksüeller için giyim, dolayısıyla markalar, o kadar ön planda değil. Onlar için “Acı yoksa kazanç yok” mottosuyla geliştirdikleri ve giyinikken dahi dikkat çekecek kasları, vücutlarına dikkati çeken dövmeler, piercingler veya sıradışı sakal stilleri çok daha önemli. Giyinmek yerine fit vücutlarını sergilemek ve süslemek birincil öncelikleri.

Bu yeni nesil metroseksüeller, atalarından miras aldıkları “seksüel”in de hakkını veriyorlar. Ronaldo ve Beckham’lı iç çamaşırı reklamlarındaki gibi sporla pornoyu aynı yatağa sokan bu nesle “spornoseksüel” adının yakıştırılmasının da bu yüzden.

Ünlülerin açtığı yoldan hayatımıza sızan metroseksüellik artık selfie’ler ve profesyonelinden amatörüne porno kültürünün çok daha erişilebilir olmasıyla birlikte geniş kitlelere yayıldı ve spornoseksüelliği doğurdu. Artık erkekler gardıropları için değil, vücutları için arzulanmak istiyorlar. Ve kesinlikle zekaları için değil… Jersey Shore’ların, bitmek bilmez Survivor’ların bize ispatladığı tam da bu değil mi? 

Filed under spornosexual spornoseksüel metroseksüel metrosexual