karmapolis

This is what you get when you mess with us

2 notes

Bu gece son

"Biraz sonra bu kapıdan son kez çıkıp yine kendimi vuracağım."

O son geceyi yaşadık. Bizi artık daha karanlık, daha sıkıntılı, daha soğuk geceler bekliyor. AKP’nin oylarının asla 29’a ve altına düşmeyeceğini ve umutlu olmadığımı yazdığımda bayağı takipçi kaybetmiştim. Ne yazık ki seçim sonuçlarına da çok şaşırmadım. Seçimin ne kadar “sağlıklı” yapıldığı konusunda zaten hem fikiriz sanırım. O yüzden hile payını çıkarıp AKP’nin oyunun Türkiye genelinde yüzde 40’ların başlarına düştüğü, Ankara’da Mansur Yavaş’ın kazandığını varsayarak yorum yapacağım.


TAMAMEN İDEOLOJİK

Dünden sonra hâlâ AKP’nin başarısız olduğunu düşünüyorsanız, hangi paralel evrende yaşadığınızı bilemem ama AKP, bırakın 40’ı, 35’in üzerinde dahi oy alabiliyorsa zaten başarılıdır. Nefret diline ve çatışmacılığa rağmen bunu başarmasının bence en büyük sebebi de kitlesini çok iyi tanıyor olması.

AKP, söyleminin aksine hiçbir zaman proje partisi olmadı. Zaten öyle olsaydı ulaşım merkezi haline getirdiği, en ciddi yatırımları yaptığı İstanbul’un en muhafazakar semtlerinden biri olan Üsküdar’da daha yeni açılan Marmaray ve inşası süren metroya rağmen sadece 2 puanla seçimi kazanamaz arayı büyük oranda açardı. “Proje partisi” AKP seçmeninin hırsızlık yolsuzluk iddialarına bulanmış bir iktidara oy verenlerin kendine gelecek eleştirilere karşı açtığı bir kalkan sadece. Yoksa Karabük’te oturup hayatı boyunca bu şehrin dışına birkaç kez çıkmış bir insan İstanbul’a üçüncü köprü yapılıyor diye AKP’ye oy veremezdi.

Üsküdar’ın merkezi ve ucuz olması nedeniyle buraya taşınan modern gençlerin bu projelerin avantajlarını yaşarken Gezi’de yaşananları görüp bu zihniyete oy vermemesi ne kadar ideolojikse, bunu onaylayan beynin AKP’ye oy vermesi de tamamen ideolojik.

İstanbul’un en büyük derdi olan trafik ve yeşil alanda makul projelerle ortaya çıkan, yıllardır İstanbul’da belediye başkanlığı yapan ve kendisi için Bas Geç kampanyası dahi yapılan Sarıgül’ün bir önceki yerel seçimdeki devlet memuru Kılıçdaroğlu’nun oyunu 2-3 puandan fazla geçememiş olması da “proje siyaseti”nin geçerli olmadığının kanıtı değil mi?


CHP İSTANBUL’DA TAYYİP ERDOĞAN’I ADAY GÖSTERSE

MHP ekstra bir çaba sarf etmeden pozisyonunun önüne geçebilirken CHP iyi bir seçim kampanyası, iddialı adaylar ve artık kendi potansiyelinin en iyisini yapabilen bir Kılıçdaroğlu’na rağmen bir şey yapamıyorsa artık solda ya da sağda yeni bir merkez parti kurulmadan muhalefetin AKP’yi geçemeyeceğini okumamız gerekiyor.

Türkiye’de çok büyük bir seçmen kitlesi adı CHP olan partiye oy vermeyi reddediyor. Bu davranışı sadece Dersim olaylarına veya cumhuriyetin kuruluşuna ve istiklal mahkemelerine dayandırmak da mümkün değil. Tabanı barış sürecine destek vermesine rağmen bunu bir türlü somut bir söyleme çeviremeyen CHP Kürtlerin güvenini kazanamıyor, parti reklamlarında kapalı kadınları kullansa bile muhafazkarları değiştiğine ikna edemiyor.

Belki bunu en güzel bugün Tuğrul Türkeş özetledi: “CHP İstanbul’da Tayyip Erdoğan’ı aday gösterse bile kazanamaz.”

Zaten dün elleri gitmeye gitmeye ehven-i şer deyip büyükşehirlerde CHP’ye oy veren çoğunluğun da hissiyatı çok farklı değil. Çünkü bu insanların AKP’ye duydukları mesafe ile CHP’nin ulusalcı kanadına duydukları mesafe neredeyse ihmal edilebilir kadar farklı.

KAZANAN BELLİ İKİNCİ BDP

Kürt siyaseti ise BDP ile bölgesinde barış süreci ve yaptığı istikrarlı muhalefetle oylarını artırırken asıl umudu HDP onu doğuran düşüncenin önceki seçimlerdeki oylarının altında kalmayı başardıysa ona oy vermeyen ve eleştiren herkesi faşist kabul eden yönetimi bir an önce tasfiye etmesi gerektiğinin farkına varır umarım. Özellikle SSÖ gibi iddialı bir aday varken bile bu noktaya gelinmesinden, İstanbul adaylarının şehirden bihaberliklerinden ve “Siz anaĞnızın karnından projeyle mi doğdunuz?” söyleminden de bir ders çıkartmaları şart.


BİZİM BÜYÜK ÇARESİZLİĞİMİZ: YARI AYDINLIK

Bize gelirsek, Twitter ve Gezi tayfası olarak yarı aydın (yarı cahil) olduğumuzu bir kez daha ispatlamış olduk. Hayal kırıklığına uğrayan kitlenin büyükşehirlerde büyüyen, batı popüler kültüründen beslenen, büyük çoğunluğu Gezi’den önce siyasetle ilgilenmeyen, muhtemelen askerliğini yapmamış ve kozmopolit şehirlerde yaşasa da kendi çevresinin dışına çıkmayan insanlar olduğunu itiraf etmek zorundayız. 

Hayatında Gezi’den önce tek bir siyasi tartışma programı izlememiş insanların siyasi retorikleri ile ilgi arsızı wannabe goygoycuların arasına sıkıştık. Bu insanlar Twitter’da birkaç bin nereden geldiği takipçileri var diye kof kanaat önderlerine dönüştürüldü ve bunları takip eden kitlenin son 1 sene haricinde hiçbir siyasi altyapısı olmadığı için gerçeklikten ve pratikten kopuldu. Yine organize olduk ama yine ne yapacağımızı bilemedik. 

Milli Görüş’ün ne zaman doğduğunu ve ne zaman iktidara geldiğine bakarsanız aslında Gezi’nin 9 ayda siyaseti neden belirleyemediği sorusuna çok da kafa yormanıza gerek kalmaz. (Yalnız artık böyle bir hareketin yeşereceği 5-10 yıllık bir zamanımız da kalmamış olabilir.)

Bunun yanında biz ülkeyi kendi Twitter timeline’ımızdan ibaret sanarken mesela Berkin Elvan vefat ettiği gün sokakta konuşulan önceki akşamki maçtı. Ki bu tespitim Suadiye semtinden ibaret. Gündemi zaten apayrı olan kitleyi siz düşünün. Ne yazık ki sadece sıradan bir hayat yaşamak istemek için çok yanlış bir coğrafyada doğmuşuz.

TÜRK HALKI HİÇ APTAL OLMADI SADECE BİZİ SEVMİYOR

Burada altını çizmek istediğim durumsa asla halkın zeka seviyesi değil. Ortada bunca tape, kan, istismar ve savaş tehdidi dahi varken AKP seçmeninin oyunu aynı şekilde kullanmaya devam etmesi sandığınızın aksine kandırıldıklarını değil mevcut ekonomik şartlardan, otokrasiden, ötekileştirmeden, kin ve nefret kültüründen memnun olduğu anlamına geliyor.

Şunu unutmayın; ortalama bir AKP seçmeni temelde bizi sevmediği ve bize kötü davranılmasından haz duyduğu için AKP’yi destekliyor.

Erdoğan’ın Gezi sırasındaki konuşmalarından birinde “Bunlar Boğaz’a karşı rakı içerler.” diye bizi hedef göstermesinin sebebi de budur.

Zeki Demirkubuz’un Kıskanmak’ı sırf ona iyilikten başka hiçbir şey yapmamış kardeşi ve yengesinin mutluluğuna duyduğu hasetten kendini de bütün bir aileyi de felakete sürükleyen Seniha’yı anlatır. Seniha’dır AKP seçmeni. Hiç mutlu olmamıştır, bu yüzden düşmandır mutlu olana. Mutlu olan ona bir şey yaptığı için değil…


SONUÇ = SAVAŞ

Kazananı kaybedeni bir yana bu seçimin korkunç ve net bir sonucu var: Suriye’yle savaşa girilecek. Balkon konuşmasıyla da bu kesinleşti. Hiçbir şey artık daha iyi olamaz demiştim, artık her şey daha kötü olacak.

Belki Cemaat’in tarihinde Türkiye’ye tek faydası sızdırdığı son kayıtlarla savaş istenmediğini göstermesi oldu. Bu sayede belki cumhurbaşkanlığı seçimine kadar iki tarafın da net bir “kazanma/kaybetme” psikolojisine girmesini ertelediler.

Yeni bir seçimin yeni bir umut olacağını ise hiç sanmıyorum. Zaten daha önce defalarca “Demokrasi bizim için amaç değil araçtır.” diyerek düşüncelerini dile getirdiler, gerçekten böyle düşündüklerini de son 12 yılda net bir biçimde ispatladılar. O yüzden ne cumhurbaşkanlığı seçimiyle ne de bir dahaki genel seçime yetişecek yeni bir partiyle bir şeylerin değişmesi de çok mümkün görünmüyor. Ha ola ki bu seçimlerle bir değişim ihtimali olacak, savaşa denk getirilip o seçimlerin yapılıp yapılmayacağı yapılsa sonucun tanınıp tanınmayacağı bile büyük soru işareti. 

Tatavam, eyyorlamam, tespit kasmam bu kadar. Her şeyi küçümseyerek gelinebilecek nokta da budur. Üzgünüm…



Filed under türkiye seçim 2014 secim2014 yerel seçim